kendi halinde bir çocuktum
karışmazdım etliye sütlüye
kavgadan kaçmaz
yalandan kaçardım her zaman
iki ailenin tek oğluydum
varlığını hissetmedim yalnızlığın
bir babam vardı kır saçlı
koca elleri nasırlı bir babam
bir anam vardı dertli
gözleri benden başkasını görmeyen
yengemi hatırlarım
ana gibi sıcak kucağı
arkadaş gibi cana yakındı
bir fiskesini yemedim abimin
en çok onu sever en çok ondan korkardım ailede
hala da öyle
cıvıl cıvıl bir mahallemiz vardı
sabah akşam çocuklar gezerdi sokaklarında
ben ve arkadaşlarım
oyunlar oynardık türlü türlü
her mevsim ayrı oyunlar
biz “gülle” derdik
sonradan öğrendim misket olduğunu
cam yuvarlakların
gazoz kapkaları ve
cikletle hediye verilen
resimli kağıtlar yüzünden
az mı dayak yedik birbirimizden
ama küsmek akşama kadardı
ya da sabaha…
yorulmak nedir bilmezdik topla oynarken
koşardık acıkıncaya kadar peşinden
bazen bir cam
bazen kuru bir diken yüzünden patlar mıydı
naylon topumuz olsaydı meşinden
yazın güneş, kışın yağmur altında
geçti çocukluğumuz
ama en büyük mutluluğumuz
bir kardan adam yapmaktı hemen erimeyen
bir de denize hasrettik
bu iki eksikliği hep hissettik
doğduğum ve doyduğum yerdi Kırıkhan
babamdan yadigar
maziden arda kalan