Köşe kelimesi dilimize Farisiden girmiştir, aslı Acemcede guuşe sesiyle söylenirdi. Ancak Türk halkı kelimeleri manalarına göre seslendirmeyi sever. Guuşe, köşe’nin keskin dönemecini hiç belirtemeyen, adeta yuvarlak  sesli bir söz… Sesi ve manası hiç uyuşamıyor, bu nedenle halk dili onu köşe keskinliği içinde Türkçeleştirdi. Sonra bu kelime ile ilgi bir dil ve mana ailesi yarattı.

Köşe’yi baş ile birleştirerek, başköşe terkibini söyledi ve baş köşe  diyerek odalarda, salonlarda büyüklere bir yer ayırdı. Onu kapmak  mastarıyla birleştirerek, köşe kapmak, köşe kapmaca oyun terimlerini yaptı; çekilmek’le kaynaştırıp bir köşeye çekilme’sini bildi. Yahut geçmek’le kurulmak’la anlaştırarak, köşeye geçmek, köşeye kurulmak deyimlerini buldu.

Müselles için üç köşeli, murabba’ için dört köşeli, müseddes için  altı köşeli karşılığını yine halkımız bulmuştu., aydınlar(!) ise beğenmedi; üçgen, dörtgen, altıgen demeyi daha ahenkli sandı.

Vurdumduymazlıkla irileşmiş, ruhu ve vücudu şişmanlaşmış kimselere dört köşe olmuş diyerek kelimelerle karikatür yapan da halkımızdır. Duvarcılıkta köşeler için yontulan taşlara köşetaşı  adını da o vermiştir. Sevdiklerini, çocuklarını, ciğerimin köşesi!  Heyecanıyla yine o sevdi.

Ev, oda, soba köşelerinin döşemesinde kullandığı sedire, kanepeye köşelik  adı koydu; sokaklarda köşebaşları’ndaki boyalara bakarak, mavi köşe, yeşil köşe, tariflerini buldu.

Köşede kalmak, köşede bucakta kalmak, köşede bucakta aramak,  akşamları eve dönünce rahat ettiği ev bucağına benim köşem k diyerek ısınmak; eğer bu bir yazarsa gazetesinin, her gün  kendi köşesinde yazmak; nice girift, yuvarlak ve köşeli hâdiselere köşe penceresinden bakmak; bir büyük hükümdâra: “Dünyanın her köşesinde senin adın var!” diyerek seslenmek, sonra Farisiden gelmiştir diye köşe kelimesini bir köşeye atmak; yerine becek yahut bükek ya da  bükeç gibi bir söz oturtup uzun zaman bütün bunlarsız kalmak… 

Orta Asya Türkçesi’nin başına gelenleri elbette biliyoruz; fakat Türkiye Türkçesi senin kaderin böyle mi olmalıydı?